/biyografi

25.10.1977 Uşak Banaz Doğumlu

Merhaba arkadaşlar; Sizlere klasik BEN KİMİM’den çok sizlere ben neyimi açıklamaya çalıştım aşağıda. Çok sıradan bir hayatın içinde küçük şeylerden büyük fırsatlar yaratmaya nasıl başardığımı, ne paramın hesabını bilemeyecek kadar zengin olmayı, nede tüm Dünyanın beni tanıyabileceği kadar başarılı olmayı başaran biriyim. Ben sıradan biri olamama rağmen sizin bu satırları okumanıza gerek duyduracak fark ney mi?  

 

3 kardeşin en küçüğü

Dünya gibi büyük bir yerde, milyarlarca olasılık arasında küçük bir şehir olan Uşak ilinin daha da küçük Banaz ilçesinde hayat kronometremin geri sayımı başladı. Cantürk ailesinin 2 kız çocuğundan sonra onları gururlandıracak erkek çocuğu olma görevini üstlendirmişti büyük yaratıcı. Dünyadaki ilk “görev tanımım” buydu sanırım

 

Sıralama turları

Doğum yerim, cinsiyetim ve ailem benim elimde olmayan ilk tercihlerim olmuş. Yanlış anlamanızı istemem, gönül isterdi ki İstanbul’da ve ya yaşam kalitesi en yüksek olan Norveç’de ya da Slikon Vadisinin olduğu Kaliforniya ‘da dünyaya geleyim… 

 

Ailemde Sabancı, Koç daha da iyisi Bill GATES olsaydı hiç fena olmazdı sanırım.

Ama olmadı ve çok gelişmemiş küçük bir ilçede doğarak hayata 1-0 yenik başlamak, babanın devlet memuru annenin okuma yazma bilmemesi ile durum gittikçe renkli bir hal almış ve skor tabelasında hayat mücadelem 2-0 hatta 3-0 durumuna gelmişti.

Farkı kapatmak için gelişmiş bir şehir ya da ülkede dünyaya gelen bir kişiden daha çok çalışıp daha çok hayal etmek zorunda kalacağım garanti görülüyordu. Daha gerçekçi olarak ifade etmek istersem; Formüla F1’de sıralama turlarında 12. Sırada yarışa başlamak durumundaydım ve yarış benim için başlamıştı. 

Start verildi koşu başladı

1985

Çocukluk yıllarımda babam devlet memuru olduğu için ilköğrenimimi Uşak ve Denizli illerine bağlı bazı ilçelerde bulunan 3 farklı ilkokulda bitirmek zorunda kaldım. Orta öğrenimimde babamın sürekli yer değiştirmesinden kaynaklı adaptasyon sorunu yaşadığımdan 1 yıl sınıfta kalarak eğitim yarıştan koptum.

 

Lise yıllarım

1992

Lise tercihim olarak o yıllarda geleceğin mesleği olarak görülen “Elektronik” olduğundan değil, lise seçme sınavlarında matematiği çok iyi sallamamdan kaynaklı 1992-1995 yılları arasında Uşak Endüstri Meslek Lisesi Elektronik Bölümünü okudum. Zorda olsa çoğunlukla kopya çekerek sınıfta kalmadan ve taktir yada teşekkür belgesi almadan mezun oldum.

Lise sonu yarım dönem dershaneye gitmeyi becerebildim. 

İlk girişimim

1993

Lise döneminde (1993) ilk ticari girişimim olan yöresel bir radyo istasyonunu olan “Banaz Kral FM’i kurdum. Radyomuzun 1000 W’lık vercisini sınıf arkadaşlarım ile yaptık. Uşak ilinin Banaz ilçesinde yaklaşık 30 km yarıçapa yayın yapmayı başardık. 

Yayını sabahları İstanbul Kral FM’e uydudan bağlayıp, akşamları da elimizdeki 100’e yakın kaset çeşitliliği ile yayın yapmaya çalıştık. Makul sayılabilecek reklam bile almayı başardık.  6 aylık yayınımızın sonunda çok ciddi bir dinleyici kitlemiz olmuşken, rakip yöresel radyonun bizi şikayet 

etmesi sonucu polis vericimize el koyması ile ilk girişim deneyimim suya battı. Bu girişim deneyiminden şunu anladım, yasal prosedürleri işletmeden asla yatırım yapmamak gerektiğini acıda olsa öğrenmiş oldum.

 

Lidya'lıları ilk anladığım an

1993

Bunun yanında babam devlet memuru olmasına rağmen pazarcılık ile uğraşırdı. Tüm cumartesi, pazar ve tatillerimde sebze pazarlarına giderdim. Okul hayatım boyunca çalıştım diyebilirim. Bu süreçte benim için diğer ticari fırsat olan vişne ticareti oldu. 

 

Uşak ili ile Banaz ilçesi arası 31 km kadar. O yıllarda Uşak sebze pazarında terazi ile (perakende) vişne’yi 500 TL’ye satılırken, Banaz İlçesinde toptan 1000 TL’ye alıcısı olduğunu kimse fark etmemişti. Bu bana o zaman çok komik ve bir o kadar heyecan verici gelmişti. Bu fırsatı değerlendirmezsem kendime ihanet etmiş gibi hissederdim. Kendimize ait olan kamyonet ile Uşak sebze pazarından kilosu 500 TL’den yaklaşık 3 ton VİŞNE topladım.  Aynı gün kamyonet ile nakliyesini yapıp Banaz ilçesinde direk toptancısına peşin olarak kg’mını 1.000 TL’den PEŞİN olarak sattım. 16 yaşıma göre çok yüksek bir kazançtı benim için. Bu fırsat çok sürmedi bir hafta sonra herkes durumu fark etti ve vişne fırsatı sona erdi. Bu fırsat da çok önemlide bir ders almıştım. Toplamda 3 ton aldığım vişne gün içinde suyu akıp 200 kg fire verdiği için her şey kağıt üstünde göründüğü gibi olmadığını ticarette her daim hesaplanamayan risklerin olabileceğini gördüm. 

 

Abi süper bir üniversite buldum

1996

Üniversite sınavı yaklaşıp son geceye kadar tercih formunu bir türlü dolduramamıştım. Heyecandan mı? Hayır, tamamen arkadaşlarımın kararsızlığı. Benim fikrim bile yoktu üniversite seçiminde, arkadaşlar nereye ben oraya.Üniversite tercih formunu son gece çok değer verdiğim bir arkadaşımın hep beraber “Kocaeli Üniversitesi Karamürsel Denizcilik 

 

Meslek Yüksekokulu Deniz Elektriği Bölümünü” seçelim tavsiyesi ile formu doldurdum ve Meslek Lisesi okuduğum için verilen ek puan yardımı ile Üniversiteyi kazanmayı başardım. Ama maalesef diğer arkadaşlarım da kazanmasına rağmen onlar Askeri Okulu paralelinde kazandığından hepsi Hava Astsubay sınıf okulana gitmeyi tercih ettiler. Ben niye gidemedim derseniz, Askeri okul başvuru formunda ÖSYM numaramı kaydırmışım desem.

Gerçek dost risk alandır

1998

2 yıllık olan Denizcilik MYO eğitimimi 2 dersten bütünlemelere kalarak tamamladım. İngilizce ve matematik temelim olmadığından bütünlemede geçmem mucizelere kalmıştı. 

       Çok değer verdiğim bir arkadaşımın bana kopya vermesi

 

ile İngilizce ve matematik sınavlarından çok yüksek not alarak diplomamı almamı sağladı. Bu olayda bana hayatta her daim mucizelerin olabileceğini ve risk almayı öğretti.

 

Ölüm herzaman kapıda

1999

Mezun olduktan sonra en kestirme yoldan nasıl memur olunur düşüncesiyle Deniz Astsubay sınıf okulu mülakatlarına başvurdum ve Karamürsel Eğitim Merkez Komutanlığı Denizcilik Meslek Yüksekokulu Radar Astsubaylığı bölümünü kazandım. 99 yılında mezuniyetime 1 ay kala Gölcük Depremi olması ile tüm okul 

 

tarihinde mezuniyeti yapılamayan tek dönem olduk. Gölcük depremi bana hayatta her daim ölümün kapıda beklediğini, dünya malına kapılmayıp maneviyatı da ihmal etmemek gerektiğini öğretti.   

Memurluk..? Hayat Garantisi?

 

1999

Deniz astsubay sınıf okulunda 1 yıllık eğitimin sonunda kura çekimleri ile TCG Nusret Mayın Gemisi’ne atamam yapılıp 22 yaşımda ilk maaşımı almayı başardım.  Memur bir ailenin 

çocuğu olarak hayal edilebilecek en iyi noktaya ulaşmış biri olarak mutlu mesut artık yaşayabilirdim ama olmadı, girişimcilik kanımda virüs gibi yayılmıştı. 

2000

İhracat İyidir :)

Denizci olduğum için yurtdışı seyirlerimizde yanımda birikimim olan nakit param ile seyre gitmeyi akıl ettim. Bu nakit para ile 

Bazen Ters Şeritte Gitmek Lazım

2002

yurtdışında çok ucuz ama Türkiye’de çok pahalı olan elektronik eşyalar Türkiye’ye getirip çok yüksek kazançlar elde ettim.

İçimdeki fırsatlara karşı engellenemez arzusu beni borsada kağıt alım satım işine soktu. 2002 yılında borsa dibe vurmuş ve çevremdeki herkes iflas etmiş durumdayken bunu bir fırsat olarak değerlendirip tüm birikimim olan 98 model 

Opel Astra arabamı satıp tüm param ile YKB Hissesi aldım. Tüm çevrem benim deli olduğumu düşündü ama yaklaşık olarak 3 ay içinde parama  %125 değer kazandırarak herkesi yanıltmıştım. Bu deneyim bana 2 şey öğretti; Birincisi “kriz var ise mutlaka orda fırsat vardır”  ikincisi de bazen hayatta herkesin gittiği şeritten değil ters şeritten gitmek gerektiğiydi.  

2004

Teşekkürler Herbalife

2004 yılında “Network Marketing” sistemi ile çalışan HERBALİFE ile tanıştım. Bu sistemde 1,5 yıl çalıştım. Kendime ait 150 kişilik alt ekip oluşturmayı ve çok yüksek kazançlar elde etmeyi başardım. Askeri gemimizin çok fazla seyir programı  

olduğundan alt takımlarıma zaman ayırmayıp ve memurluğun verdiği o güvenceden vazgeçemediğimden HERBALİFE sistemden ayrılmak zorunda kaldım. Network Marketin bana 3 şey kattı. Birincisi; ürünü satmak yerine, karşı tarafa “bu ürüne nasıl sahip olabilirim” dedirmeyi öğretti. İkincisi; Lider olmak ve ödenecek bedelleri öğretti. Üçüncüsü; Bir işte BAŞARIYA giden yolun “Doğru Takım Arkadaşları”nı bulabilip onları bir Takımın parçası yapabilmekten geçtiğini öğretti.  

Google'a Sordum

2010

TSK’da deniz astsubayı olarak görev yapmaktayken 2010 yılının ortalarında internetten nasıl para kazanabilirim diyerek google’a sordum. Google’de “İnternetten Para Kazanmanın Yolu” adlı, ücreti 8o TL olan bir kitaba ulaştım. Bu kitap ile Adwors ve Adsense ile tanıştım. Her akşam bu kitaptaki yöntemlerle ürün satmaya çalıştım. Bir yere 

varamadım. Araştırmalarımda para kazanmak için illaki yapılmamış bir internet projesi olması gerektiği ve 10 binlerin gireceği bir site olması gerektiğini öğrendim. 

 

Buraya kadar her şey normaldi. En fazla 200 TL para harcamıştım. Ama başıma neler gelebileceği konusunda dünyadan haberim yokmuş. Bu noktada nasıl bir internet sitesi olmalıydı ki insanlar akın akın bu siteyi ziyaret etsin? O zaman 11 yıllık deniz astsubayı ve 33 yaşında idim. 

EVREKA

2010

Astsubay olmamdan dolayı 3-4 yılda bir başka bir şehre tayin oluyordum. Tayin olduğumuzda en önemli iki problemimiz oluyordu. Birincisi emlakçı komisyonu verip kiralık ev bulmak, ikincisi evimizi tayin olduğumuz şehre taşıtmak için devletin verdiği yol harcırahını geçmeyecek bir nakliye firması bulmak. Bu iki problem ve bunun yanında tayin olduğumuz şehre yabancı olduğumuzdan bir çok konuda çaresiz kalabildiğimiz konulara çözüm olacak bir internet sitesi modeli geliştirdim.

 

Tayin olan kişi siteme girip taşınacağı tarihi ve gideceği yeri yazıp, gideceği tarihte o şehirden bulunduğu şehre geri dönen başka bir memur ile gidiş dönüş eşleşip evdeneve firmasına gittiğinde normal fiyata göre %30 indirim alabilecekti.

 

Ayrıca bu kişi boşaltacağı kiralık evin adresini evdeneve firmasına belirteceği için daha hiçbir emlakçı evin boşaldığını duymadan o şehirde başka bir memur 

 

 

ev arıyor ise sitemden kiracısından kiralık ev bularak emlakçı komisyonu ödemeden ev bulabilecekti. 

 

Daha iş planı nedir bilmeden kendime bir plan hazırladım. O dönem fikrine güvendiğim yakın arkadaşlarıma fikrimi anlattığımda, yok olmaz başaramazsın dediler. Bir tek eşim inandı ve denememde fayda var dedi. 

 

Evet işte asıl hikaye bundan sonra başlıyor. Girişimcilik kanı damarlarımda dolaşmaya başlayınca, kulağım artık hiçbir olumsuz cümleyi duymamaya başladı. En önemliside hayat arkadaşım bana inanmış ve destek olmuştu. Hikayenin en önemli kısmı ise, birazdan ukuyacağınız girişimcilik maceramda, bir girişimcinin başından geçebilecek tüm kötü olasılıklar başımdan geçti. Steve JOBS gibi şirketimden atılıp geri bile çağrıldım. Aslında bir girişimci el kitabı maahiyeti taşıyan hikayemi detaylıca okumak için tıklayın. Kişi bir şeye kendini tamamen adadığında, herşey harekete geçer.

Dragons'den ile miladın başlangıcı

O dönem TV’de Dragons’den Türkiye ile karşılaştım. Bu yarışmada “inploid” adlı bir internet projesi yatırım alınca çok heyecanlandım. Projemin iş planını  Deulcom’un kurucusu sayın Baybars ALTUNTAŞ’a email olarak attım. 3 gün sonra Baybars beyin sekreteri arayıp, sizinle Baybars bey görüşmek istiyor dedi. İnanılmaz heyecanlandım. Baybars bey projemi okuduğunu, hatta yanlış mı anladım deyip bir kez daha okuduğunu belirtti. Sonra diğer dragonlara okuttum ve projeni çok başarılı buldum dedi. Bana ne işle uğraştığı mı, ve ekibimin olup olmadığını sordu. Ben Astsubay olduğumu, ekibim de yok dedim. “Peki bu proje için işine bırakabilecekmisin” dedi. Ben bilemiyorum dedim. Baybars bey bir ekibin olmadan bu işi başaramayacağımı ve devamında bu işin peşini bırakmamı söyledi. Sonra başarılar dedi kapattı.

E-tohum ile başlayan gelişim süreci

2010 yılının sonlarında “e-tohum” ile tanıştım. E-Tohum’un kurucusu Burak BÜYÜKDEMİR’e uzun bir mesaj yazdım. Projemi anlattım ve fikir istedim. Kendisi ilk e-tohum kampına beni davet etti. O dönem hala astsubaydım bu arada. Ankara’da düzenlenen e-tohum kampına katılıp Burak bey ile tanıştım. Burak beyin ilk lafı “projeni bana anlatma,  sitenin betasını yap dedi”. Kampta çok değerli kişilerden tavsiyeler aldım. Bu kampta projemi katılımcılarla paylaştım. Burada bir yazılımcı olan fakat emniyette görev yapan 25 yaşında Komiser olan bir kişi ile tanıştım. Bana projemde beraber olabileceğini, sitenin yazılımı yapabileceğini söyledi ve beraber yola çıktık. Ben tekrar mesaime (astsubaylığa) döndüm. Hafta sonu, akşamları projemi geliştirdim. Kamu personellerine anketler yaptım. Evdeneve firmaları ile görüştüm. 

Proje finansmanı bulma çabaları

2011 yılında Projemi kosgeb’e sunmaya karar verdim. Fakat devlet memuru olduğumdan proje sunamazsın dediler. Bu ülkede devlet memuru isen sakın girişimci olma denildi bana. Ben durumu uygun olan bir bayan arkadaş bulup onun üzerinden projemi mersin’de heyet olmadığından adana heyetine sundum. Projede yazılımcı olmadığından ret aldı. Projenin tamamı hizmet alımı olması mazeretini sundular. Bir darbe daha yemiştim.

 

Bu süreçte melek yatırımcı kavramına sahip değildim. Ama başka nerede proje yarışması vardır, projeme nerden ekip bulurumu araştırdım. İnternette “startup weekend İstanbul 2011” yarışmasına başvurdum. 2011 şubat ayında bana 60 proje arasına seçildiğimin emaili geldi. Ama yarışmanın olduğu tarihte görev yerimde nöbetçi olduğumdan katılma riskim vardı. Zar zor nöbetimi bir arkadaşıma verdim. Mersin’den İstanbul’a otobüsle gittim. Microsoft ofisinde 1 dk’lık asansör sunumunda çok heyecanlı bir sunum yaptım. 60 kişiden ilk 10’a seçildiğimde kalbim yerinden çıkacak gibi oldu. Aileme herkese haber verdim. O esnada ilk 10’a seçilen kişiler ekip toplarken farkında olmadığımdan bir ekip toplamayı düşünemediğimden ilk gece tek başıma bir ofiste sabahladım. O gece Ankara’daki komiser arkadaşıma (yazılımcı) haber verdim. Gece otobüse binim sabah geldi. Biz iki gün Microsoft ofisinde unutamayacağımız güzel anlar geçirdik. Yarışmanın son günü sunumlar yapılması için ilk kim çıkmak ister denildiğinde ben çıkarım dedim. İlk sunumu ben yaptım. O gün 4.’ü olabildim. Ama inanın dünyadan bir haber network nedir bilmeden 4. Oldum.

 

Bu ara orada İnploid kurucusu Serkan köse ve kardeşi ile tanıştım. Benim onların markasının tescilini alan kişi olduğumdan haberleri yoktu. Yarışmanın ikinci günü Serkan köse’yi yakinen tanıyan bir arkdaşı Serkan bey ve kardeşinin projelerini yatırım alana kadar neyi var yok harcadıklarını ve bu noktaya varmak için neleri feda ettiklerini belirttiler. O an çok üzüldüm. Serkan bey’e haber gönderdim. Marka tescilini alan kişi ben olduğumu bu konuda Serkan bey ile görüşmek istediğimi belirttim. Serkan beye hikayeyi anlattım. Projemin fikrinin çalınacağı kaygısından bu yola başvurduğumu belirttim. Kendisi benim projem hakkında hiçbir fikri olmadığını, baybars beyin de böyle bir girişimde bulunmadığını belirtti. Bu durumda kendisinden kusuruma bakmamasını ve gidince ekstra bir para talep etmeden sadece yaptığım masrafları talep ederek marka hakkımı geri iade edebileceğimin sözünü vererek ayrıldım. Aynen söylediğim gibi Mersin’e dönünce teslim ettim. O dönem çok kişi benim salaklık yaptığımı, verilir mi bedavaya demişti. Ama ben girişimci olarak neler çektiği ve onların nelerden geçtiğini görüp böyle bir hainlik yapamayacığımı belirttim. İnşallah inploid başarılı olur. Manevi bağım var bu projeye karşı. Buradan tekrar Serkan köse ve kardeşine başarılar diliyorum.

Ekibimi kuruyorum

Tekrar hikayemize dönersek; (videosu http://www.youtube.com/watch?v=9nFxw-S0tt4 )Orada ödül töreninden sonra “fırrla” adlı fırsat sitesi olan bir yazılım ve pazarlama ekibi ile tanıştım. Kendileri buradaki 10 projeden en mantıklı senin projeni bulduk, bizimle çalışmak istermisin dediler. Kabul edip mersin’e döndüm. 3 ay boyunca her hafta İstanbul’a gidip geldim. Bu süreçte çok para harcadım. 3 ayın sonunda istanbul’daki “fırrla” ekibinden Altuğ bey projenin gelir modelinde risk olduğu ve uygulanabilirliği için 4 milyon TL yatırım gerektiğini belirtip projeden çekildiler.

 

2011 yılının son aylarına kadar gece gündüz nasıl olurda bu projedeki gelir modeli daha ucuz bir şekilde uygulanabilir olduğunu düşündüm. O döneme kadar projemin adı “cityinface.com” idi. 2011 son aylarında bir anda çok daha basit bir yöntemle iş modelinin başarılı olabileceğini buldum. Tüm iş palanını ve sitenin tasarımını yeniden paint ortamında tasarladım. O dönem ankara’daki yazlımcı arkadaşta projeden çıkmıştı. Öncelikle iş planını bitirip, kendime bir yazılım ekibi bulmak için yola çıktım. Mersin’de girişimci olabilecek bir yazılım ekibi kurmak neredeyse imkansızdı. Ama bir girişimci olarak imkansız litaratürüm de mevcut değildi. Mersin üniversitesi içindeki TEKNOPARK’da bulunan yazılım firmalarına sunum yapıp ekip aradığımı belirttim. Hepsi 3 ay sonra bakabiliriz falan filan geçiştirdi. En son G3 Yazılım firması bir hafta düşünüp biz varız dediler. Bu arkadaşlar 3 kişi ve 27 yaşlarında daha toy bir ekipti. Mevcut bir başarı olarak Kosgeb’e bir projelerini ar-ge inovasyondan geçirmişlikleri vardı. Takiben ekiple yazılımın taslağını çıkarmaya başladık. Projemde revizyon olduğundan tekrar kosgeb’e başvurmaya karar verdik. Fakat ekibim kosgeb’den kendileri proje geçirdiklerinden tekrar projeyi sahiplenecek bir kişi bulmam gerekiyordu. Yakın arkadaşımın eşimi 4 yıllık mezunu olduğundan, rica ettim. Eğer geçersem kendisine maaş verebileceğim sözü verdim. Kabul etti. Ama önden de 3 bin TL ödeme yaptım. 2012 başlarında kosgeb’e prpojemi yeni isimi “karşılıklı taşın.com” ile teslim ettik. Bu dönemde hala devlet memuru olarak yazılıma, ekibin büyütülmesine ve iş planını tek başıma hakim olmayı başardım.

 

Projenin başarıya ulaşması için danışmanlık yapabilecek bir kişi arayışına geçtim. Mersin üniversitesinden Bilgisayar Mühendisliğinde tek hoca olan Zeki YETGİN’e projemi sundum. Kendisi projemi çok başarılı bulduğunu ve ekibe katılmaya karar verdiğini belirtti. Ama aylar sonra kendi itirafı “Olcay ben "projeni ilk başta başarılı olacağına çok inanamadım, fakat 1 saat içinde ikna oldum. Senin ikna kabiliyetin, senin heyecanına ve inancına değer vermiştim” diyerek bir itirafta bulunmuştu.

Devamında TEKNOPARK’ın o dönem sorumlusu olan Mahmut TAŞHAN beye projemi ön sunum yaptım. Kendisi projene istersen merisin’de internet sektörüne yatırım yapabilecek bir kişi ile tanıştırabileceğini belirtti. Ben projenin İstanbul kaynaklı bir yatırımcı ile daha başarılı olacağını belirtip ama aklımda olacağını söyledim.

 

Proje içinde bir çok mali vergi ve hukuki konular olduğundan bu konularda danışmanlık yapabilecek bir kişi arayışına geçtim. Kendisi eski komşum olan Vergi Müfettişi olan Babür ERDOĞAN ile görüşüp bize danışman olabileceği konusunda fikrini aldım. Bir müddet gel git yaptı ve en son ekibe katılmaya karar verdi. Ayrıca başka bir avukat arkadaşını da işe katmak için görüşme yaptık. O kişide katılmaya istekli oldu ama sonradan gerek olmadığı kararına vardık.

 

Site faaliyete geçtiğinde SEO ihtiyacı olacağından Yrd. Doç. Zeki hocamız kendi öğrencisi olan İTÜ mezunu Furkan GÖZÜKARA’yı ekibe kattım. Kendisi SEO da yüksek lisans tezi vermiş biri olarak çok faydalı olacağını belirtmişti.

 

Girişim ve İş Planı Yarışmaları

2011 yılının son aylarında etohum 40 seçmeleri için mersin’den 12 saatlik yoldan gelip, sabah 7’de inip akşam saat 18:00’a kadar bekledik. Burak bey ve ekibe sunum yaptık. Sunum 5 dk sürdü. Burak bey projenin ölçeklenebilir olmadığı için uygun bulmadı. O kadar yolu 10 dk için gelip başarısız bir sonuç almayı göze alıp geri gitmek girişimcilik bu dedirtti bana. Ama hep içimde uhde kalacak etohum’ seçilmemek. Orada fark ettim internet girişimlerinde yurtdışı eğitimi almış olmamak ya da türkiye’nin bilindik bir üniversitesinden mezun olmamışsanız etohum’a seçilmeye pek uygun olmuyorsunuz sanırım. Bu sadece bir yorum ama.

 

 2012’nin Şubat ayında MIT EF TOYOTA İş Planı yarışması başvurusunda bulundum. 2860 proje arasından ilk 30 seçildiğimiz haberi geldi. MIT EF girişimcilere destek veren platformlardan en faydalı ve girişimcinin cebine dokunmadan destek veren muhteşem bir platformdu. Orada çok değerli Selçuk KİPER ve Burçin ERKUT beyden inanılmaz destekler gördüm. İlk workshop eğitimine özel ekibime özel karşılıklı taşın tişörtleri ve rozetleri yaptırmıştım. Oradaki 30 ekipten tek akıl eden ben olduğum için ayrıca teşekkür etmişlerdi. Orda eğitime gelen KOTON mağazaları sahibi Gülden YILMAZ hep takip ettiğim bir kişiydi. Devlet memuru olarak girişimciliği en başarılı uygulayan ideol biriydi benim için hayatımın en muhteşem anıydı onunla tanışmak. Eğitim 1. Günü akşamında bir otelde asansör yarışması düzenlendi. 20 yatırımcıya 1 dk da Elevator Pitch sunum yapılacaktı. Etrafımızda o kadar güzel yemekler, sınırsız içki olan ortamda yarışma bir anda başladı. İnanın bir lokma yiyemedim, bir o yatırımcıya projemi anlatıyorum, bir bu yatırımcıya. Bazıları çok güzel diyor bazıları ben bir şey anlamadım diyor. Gecenin sonunda kazanamadım. Geceyi 4 bardak bira ile kapatıp. O kadar güzel yemeği yiyemeden dışarıda kokarecçi arayarak geçirdim.

Yatırım ve Destekler

Girişimcilik İçin Neler Yapmadım ki?

Bazen tünelin sonundaki ışık kurtuluş değil, trende (yatırımcı) olabiliyormuş.